fbpx

Rüzgârın yaprakları oradan buraya, buradan oraya taşıdığı sonbahar günlerinden biriydi. Ağaçların hışırtıları duyuluyordu.

“Hışır hışır… Hışır hışır…”

Biraz daha dikkatli dinleyince sanki asma ağacının yapraklarından geliyordu sesler.

  • Hayır senin yüzünden!
  • Hayır tam olarak senin yüzünden!

Üzüm taneleri aralarında konuşuyordu. Yok yok! Daha çok bağrışıyorlardı, bir anlaşmazlık var gibiydi.

  • Sen çok parlak ve yuvarlak olduğundan bizi yemek için ayırdılar!
  • Asıl oradaki pörsümüş yüzünden bizi beğenmediler!
  • Hadi oradan! Sen çok siyahsın da ondan bizi toplamadılar!
  • Sen çok küçük olduğun için bizi toplamaya değer görmediler!
  • Şuradaki! Sen hiç de olgun gözükmüyorsun, belki de senin yüzündendir!
  • Asıl sen çok büyük olduğun için bizim tatsız olduğumuzu düşündüler!
  • Bir kere sen yeterince mor değilsin!
  • Asla pekmez olamayacağız!

Anlaşıldı, bu üzüm taneleri pekmez olmak istiyordu. Ama çiftçiler üzüm salkımlarını çoktan toplamıştı. Nedense bunlar kalmıştı işte.

Hem birbirlerine laf yetiştirip hem de çare aramaları bu yüzdendi. Daha az siyah, daha büyük, daha küçük, daha az parlak, daha taze, daha olgun olmalıydılar.

Çok siyah olduğu söylenen üzüm tanesi bir peçete kaptığı gibi kendini silmeye çalıştı. Yeterince büyük olmadığı söylenen üzüm tanesi, ağacın yanındaki sandalyeye çıktı. Fakat o da ne! Çat! Az kalsın düşüyordu. Üstüne çıktığı sandalyenin bacağı kırıktı çünkü.

Olgun olamayan üzüm güneşe söylendi:

  • Ne vardı bana azıcık daha ışık verseydin!

Güneş oralı bile olmadı. Yeterince mor olmadığı söylenen üzüm ise masadaki kalemi çağırdı:

  • Gel de biraz boya beni.

Kalem:

  • Benim mürekkebim yetmez ki seni boyamaya. Çizik çizik kalırsın sonra.

Suçlanan tüm üzüm taneleri çaresizdi. Kimi yapraklara kızdı, kimi ağaçlara…

Bu sırada yapraklar birer birer düşmeye devam ediyordu. Bazen bir rüzgarla hepsi birden iniveriyordu aşağı.

Üzüm taneleri kara kara düşünüyordu. Mevsim geçiyordu hızla. Çiftçiler aynı hızla işlerini bitiriyordu.

  • Ne yapsak ne etsek hatırlatsak kendimizi?
  • Düşen yapraklar ne kadar da renkli ne kadar da dikkat çekici. Yere düşsek, görürler mi bizi?

Bir anda sesler yükseldi. Koca salkım hareketlendi:

  • Görmedin galiba bizi tutan sapı! Nasıl düşeceğiz aşağı?
  • Bence gayet mantıklı! Biraz rüzgâr, biraz sallantı.
  • Yok olacak şey değil! Biz unutalım pekmez olmayı.
  • Hemen pes etmek olmaz, bir pekmez kolay yapılmaz! Bakın çiftçilere nasıl çalışıyorlar birlikte! Tutuşalım el ele, sallanalım bütün gücümüzle!

Şöyle bir baktılar birbirlerine. Uzattılar ellerini. Başladılar bir o yana bir bu yana kıpırdanmaya. Başta bir şey olmadı, sadece yaprakları sallandı.

  • Daha güçlü sallanmalıyız!

Daha sıkı tuttular ellerini. Salladılar kendilerini. Koptu bir çıtırtı! Koptu sapları. Hep bir ağızdan bağırdılar:

  • Yuppiii! Pekmez olacağız!

Hop bir anda düştüler yere. O sırada bir çocuk seslendi annesine:

  • Bir şey düştü anne!

Annesi kocaman bir salkım buldu yerde:

  • Unutmuşuz, hay aksi! Götür oğlum bunu hadi.

Kıs kıs gülüştü tüm taneler. Ama pekmez değil de üzüm suyu olacaklarından habersizdiler.

Hikayelik’teki diğer tüm çocuk hikayelerini keşfetmek için aşağıdaki menümüzden istediğiniz hikayeye gidebilir ya da bu bağlantıdan tüm hikayelerimize ulaşabilirsiniz. Her güne yeni bir hikaye almak için bültenimize abone olmayı ve duyuruları kaçırmamak için sosyal medyadan bizi takip etmeyi unutmayın!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir